Çoğunlukçuluk ve Çoğulcu Demokrasi ile İstikrar ve Adalet

İstikrar gerekçesini adaletten daha önemli görenlere, 1961 Anayasasından önce istikrar güdüsüyle uygulanıyor olan Çoğunlukçu Seçim Sistemini hatırlatmak gerekir. 1961 öncesinde, bir seçim bölgesinde birinci olan parti, o bölgedeki bütün milletvekillerini alıyordu. 2011 Seçimlerinde Eskişehir’de, AKP yüzde 44 oy ile 3, CHP yüzde 36 oy ile 2, MHP ise yüzde 15 oy ile 1 milletvekili çıkarmıştı. Eğer 1960 yılından önce uygulanan sistem uygulanıyor olsaydı; 2011 Seçimlerinde Eskişehir’de AKP 6 milletvekilinin tamamını alacak, CHP ve MHP ise hiç milletvekili çıkaramayacaktı. Bunu ülkenin tamamında düşünüldüğünde, 1960 öncesinde ülkemizde bu sistemin uygulandığı gerçeğini görüldüğünde, istikrar gerekçeli çoğunlukçuluğun adaletten ve demokrasiden ne kadar uzak olduğu açıkça görülüyor.

(Bu makale İlker Aksoy’un “Türk Seçim Sisteminde İktidarın Meşruiyeti” kitabından bir alıntıdır.)

Çoğulculuk ve çoğunlukçuluk kavramları arasında görünen lafzi farktan çok daha devasa farklılıklar bulunuyor. Çoğulculuk sistemine göre, her düşünce zümresi ülke yönetiminde çokluğuna oranla söz sahibi oluyorken; çoğunlukçu sistemde, en yüksek oranda bulunan düşünce zümresi ülkeyi dilediği gibi yönetiyor, diğerleri ise hiç söz sahibi olamıyor.

Çoğunlukçu seçim sisteminde, ülke yönetimi de tıpkı belediye başkanlığı seçimi gibi bir seçimle seçilir. Seçimden birinci çıkan her şeydir, diğerleri hiçbir şeydir. Birinci olan parti dışında hiçbir parti yönetimde temsil edilmez. A partisi yüzde 30, B partisi yüzde 25, C partisi yüzde 20, D partisi yüzde 15 almış, diğer oylar da küçük partilere dağılmış olsun; Çoğunlukçu sisteme göre, A partisi yüzde 70’in desteğini almamış olmasına rağmen tek başına iktidar olur, diğer hiçbir parti yönetimde temsil edilmez.

Çoğulcu demokraside ise Nispi Temsil Sistemi vardır. Bu sistemde her düşüncenin temsil edilmesi gerektiğine inanılır. Çok oy alan çok temsil edilirken az oy alan da az temsil edilir, ama nihayet temsil edilir. Her kesim, çokluğu nispetinde yönetimde temsil edilir. Asıl demokrasi de bunu gerektirir. Bizim mevzuatımız da ‘sözde’ Nispi Temsil Sistemini temel alıyor gibi görünse de, zalim kurallarla birlikte, sistemimizin, uygulamada bu anlayıştan fazlasıyla uzaklaştığı ve çoğunlukçu sisteme yaklaştığı açıktır.

Çoğunlukçu sistemin istikrar gibi olumlu bir yönü vardır. Diğer zümreler temsil edilmediği için, seçimden birinci çıkan parti ülke yönetiminde istediği düzenlemeyi rahatça yapabilir ve yönetimde kaos oluşma ihtimali yoktur. Ancak bu, ilkel bir zihniyettir. Farklı düşüncelerin temsil edilmediği yerde kaosun oluşması zaten mümkün değildir. Her kesim temsil edildiğinde bir kaos sorunu ortaya çıkıyorsa, bu sorun, azınlık kesimlerin temsil edilmesini engelleyip susturulması yöntemiyle çözülecek bir sorun değildir, en azından bu çözüm yöntemi demokrasiye ve adalet anlayışına temelden aykırı bir yöntemdir.

Ancak bilinmelidir ki, tek parti iktidarlarında da kaos ve siyasi kriz çıkabilmektedir. Örneğin, 2007 yılında, AKP mecliste 365 milletvekiliyle tek başına iktidarken; Cumhurbaşkanının meclis tarafından bir türlü seçilememesi sonrası bir kriz doğmuş ve çözülemeyen bu kriz sonrası erken seçimlere gidilmişti. Yaklaşık 3’te 2’lik bir çoğunluğa sahip bir iktidar varken bile siyasi kaosun yaşanabileceği görülmüştü. Görülüyor ki, ülkemizin yasama organındaki siyasi kaosların tek sebebi çoğulculuk değildir.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s