Yönetimde İstikrar ve Temsilde Adalet Bağlamında Ülke Barajı

Ülke barajı kuralının devam etmesini isteyenlerin çoğunluğu, menfaatlerine uygun olması sebebiyle böyle bir tavır içine giriyor olsalar da bu menfaatlerine bahane olarak ‘istikrar’ gerekçesini sunuyorlar. Tek başına iktidar olan bir partinin ‘istikrar’ bahanesini öne sürerek bu politikayı sürdürmesi, gerçekten de menfaatine olurken; muhalefet partileri de gerçekliğin aksine, ülke barajının kendi menfaatlerine uygun olduğu yanılgısı içindeler ve aslında iktidar partisinin güçlü kalmasına çanak tutuyorlar.

(Bu makale İlker Aksoy’un “Türk Seçim Sisteminde İktidarın Meşruiyeti” kitabından bir alıntıdır.)

İstikrar; güçlü ve sürekliliği olan bir iktidarın bulunmasıdır. Güçlü iktidar olmak, karar alma mekanizmasında, kararların hızlı ve kolay bir şekilde alınmasını, karar alma sırasında, karar almayı engelleyecek bir sorunun oluşmamasını gerektirir. İstikrarlı bir yönetimde siyasi krizlerin oluşma ihtimali zayıftır, çünkü kararların çıkmasını engelleyebilecek bir direnç yoktur. Ülkemizde istikrardan kastedilen, koalisyon hükümetleri yerine tek parti iktidarlarının kurulması ve hükümet değişikliklerinin sıkça yaşanmamasıdır. Mecliste salt çoğunluğu sağlayıp tek başına iktidar olan bir partinin olmaması durumunda, ihtilaf yaşanacağı ve siyasi krizler çıkacağı bu sebeple de hükümetlerin uzun ömürlü olmayacağı gerekçesi, en bilindik gerekçedir.

Şu da bir gerçektir ki, en istikrarlı hükümetler darbe hükümetleri ve tek partili sistemin iktidarlarıdır. Çok partili sistemden önce yapıldığı gibi seçimlere sadece tek bir partinin girebildiği bir seçim sisteminde, meclisin tamamı tek bir partiden oluşacağı için istikrar azami ölçüde gerçekleşir. Aynı şekilde darbe hükümetleri de, parlamento gibi bir unsurdan uzak olduğundan dilediği tüm kararları kimseden onay almadan istikrarlı bir şekilde çıkarabilir. Bu durumda amaç açısından bakacak olursak, istikrar gerekçesinin adalet ilkesinden önemli olduğunu söyleyenlerin darbe karşıtı söylemleri de manidardır. Çünkü darbe hükümetleri, istikrar gerekçesinin sonuçlarını zaten karşılıyor.

İstikrar gerekçesini öne sürenlerin unuttuğu bir gerçek de, bir kararın çıkması için salt çoğunluğun onayının yeterli olmasıdır. Tersten düşündüğümüz zaman, meclisten bir karar çıkamıyor olması için meclisin yarısının onay vermiyor olması gerekecektir. Önemle ve ısrarla söylenmelidir ki; meclisin yarısının, yani dolayısıyla halkın yarısının onay vermediği bir kararın meclisten çıkması zaten kesin olarak gayrimeşrudur! Halkın temsilcilerinden oluşan bir mecliste, üyelerin yarısından bir fazlasının onay vermesiyle zaten karar çıkacaktır. Eğer yarısı onay vermiyorsa, o kararın zaten çıkmaması gerekiyor demektir! Eğer istikrardan anlaşılan şey, aslında halkın yarısının onaylamıyor olduğu düzenlemelerin mecliste kabul edilmesini sağlamaksa –ki istikrar gerekçesi başka şekilde açıklanamaz– böyle bir istikrar anlayışının, demokrasiye ve adalet anlayışına ters düşen ilkel bir düşünce olduğunun artık görülmesi gerekiyor.

Anayasada bir değişiklik yapılması için ise en az 5’te 3’lük bir oy oranına ihtiyaç var. Anayasa, ülkemizdeki herkesin yaşantısını doğrudan etkileyen bütün kuralların çatısı ve dayanağıdır, ülkenin rejimini ve sistemini belirler. Anayasa ülkenin varlığıyla eşdeğerdir, ülkenin varlığı Anayasa ile belirlenir. Cumhuriyet, 1923 yılında Anayasada değişiklik yapılarak ilan edilmişti. Bu sebeple Anayasanın ‘uzlaşılmış’ kurallardan oluşması zaten zorunludur. Mecliste 5’te 3’lük çoğunluğu bulamayan bir siyasi parti, diğer kesimlerin de uzlaşabileceği bir düzenlemeyi rahatlıkla yapabilir. Eğer 5’te 3’lük onay çoğunluğuna ulaşılamayan Anayasal bir değişikliğin yapılamıyor olmasına ‘istikrar sorunu’ deniyorsa, ülkemiz, demokrasi yolculuğunda daha yolun başında demektir. Çünkü meclisin ve dolayısıyla halkın 5’te 3’ünün kabul etmediği Anayasal bir değişikliğin zaten yapılmaması gerekir.

Ayrıca, ülkemizde ‘istikrar’ denirken, ülke yönetiminin istikrarının kastedildiği sanılsa da, aslında asıl amaç iktidarda olan partinin istikrarıdır. İktidara gelen her parti, kendisinden sonra yaşanacak yönetim değişikliğinin veya kurulması olası koalisyon hükümetlerinin ülkede vahim sonuçlara yol açacağı korkusunu egemen kılarak iktidar koltuğunu kuvvetlendirmeye çalışır. Ancak bu anlayış, demokrasiyle çelişen bir anlayıştır. Bu bakış açısıyla bakılacaksa, hiç seçim yapılmayarak, mevcut yönetimin ebediyen devam etmesinin sağlanması da doğru bulunacaktır. Ülkemizin, yönetim değişikliği ve koalisyon hükümeti gibi aslında gayet olağan olup da korkuluk haline getirilen gerçeklerden artık korkmaması gerekiyor.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s