Meşruiyet ve Milli İrade Kavramları ile Ülke Barajı Kuralı

Türkiye Cumhuriyeti, anayasadaki tanımıyla ve halkın tamamına yakınının fikir birliğiyle, ‘demokratik bir cumhuriyet’ idealine sahiptir. Cumhuriyet ve demokrasi kavramlarından, en basit tanımlarıyla ve lafzi anlamlarıyla, ülkeyi yönetecek kişilerin halkın iradesiyle belirlenmesi gerektiği sonucunu çıkarırız. Böyle bir sistemde, yöneticiler meşru olmalıdır. Kavramsal anlamıyla meşruiyet, yönetim yetkisinin halk iradesiyle uyumunun düzeyidir.

(Bu makale İlker Aksoy’un “Türk Seçim Sisteminde İktidarın Meşruiyeti” kitabından bir alıntıdır.)

Ülkemizde, ‘milli iradeye saygı mitingleri’ yapan, kendilerini eleştiren herkese ‘sandık’ vurgusuyla cevap veren iktidarların, aslında meşruiyet sorunu yaşadıkları (yani yönetim yetkilerinin ‘sandıkta’ ortaya konan ‘milli iradeyi’ aştığı) gerçeği görülürse ve bu sorunu gidermek adına toplumsal bir tepki gösterilirse; meşruiyet sorunu yaşayan iktidarların yerini daha meşru iktidarların alması sağlanabilir.

Mevcut anayasal düzenimizde, iktidarların seçimle başa geliyor olması iktidarlara kısmi bir meşruiyet kaynağı sağlıyor olsa da, seçimlerin zalim (yani adil olmayan) yöntemlerle yapılıyor olmasının meşruiyetin derecesini asgari düzeylere indirdiği de bir gerçektir.

Bu zalim yöntemlerin başında, seçim mevzuatımızda bulunan yüzde 10’luk ülke barajı kuralı geliyor. Ülkemizde yapılıyor olan seçimlerde; bu zalim kural sonucu, halkın milletvekili olması için seçtiği onlarca kişi, partileri ülke genelinde yüzde 10’luk oy oranını geçemediği için ‘seçilmemiş’ sayılıyor; aslında seçilmemiş olan onlarca aday da meşruiyetten uzak olarak milletvekili ilan edilerek, ‘seçilmiş’ kişilerin yerine, ülke yönetiminin en önemli erki olan yasama organına getiriliyor.

Ülkemizde yapılan 2002 Milletvekili Seçimleri, baraj zulmünü göstermek için en çarpıcı semboldür. 2002 Seçimleri önemlidir, çünkü ülkemizdeki mevcut iktidar ve mevcut Başbakan, bu seçimler ile göreve gelmişti. Siirt’te tekrarlanan seçim ile birlikte 2002 Seçimleri sonrası AKP 365, CHP ise 177 milletvekili çıkarmış, 8 bağımsız aday da milletvekili olmuştu.

AKP’nin, kullanılan geçerli oyların yüzde 34 küsürünü almışken, meclisin yüzde 66’sını oluşturması zulmün boyutunu apaçık gösteriyor. Yine CHP de, oyların yüzde 19’unu almışken, meclisin yüzde 32’sini oluşturmuştu. AKP’nin, CHP’nin ve meclise giren bağımsız adayların aldıkları oyların toplamı, kullanılan geçerli oyların yaklaşık yüzde 55’ini oluşturuyordu. Yani kullanılan geçerli oyların yaklaşık yüzde 45’i, yani neredeyse yarısı ‘yok’ hükmünde sayıldı ve mecliste temsil edilmedi.

Kullanılan geçerli oyların yaklaşık yüzde 45’inin yani 14 milyonu aşkın kişinin geçerli oyunun ‘yok’ hükmünde sayılarak temsil hakkına haiz olmadığı bir seçim sonrası; oyların yaklaşık yüzde 34’ünü yani 11 milyona yakın kişinin geçerli oyunu alan bir partinin tek başına iktidar kurarak ülkeyi yönetme yetkisine sahip olmasının meşruiyetten ve adaletten çok uzak olduğu aşikârdır.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s